Bugun...


Öznur Özdemir


Facebookta Paylaş









“Yengeç Silgi Aldı” ve “Gülçin Güldü” Ödevleriyle Eğitim Sistemimizin Özeti
Tarih: 15-12-2017 07:44:00 Güncelleme: 15-12-2017 09:56:00


 

 

Sağda solda çocuğu birinci sınıfa başlayacağı için stresli olan anneler, ikinci çocuğunun doğumu ilk çocuğunun birinci sınıfa başladığı yıla denk gelirse bunun bir anne için dünyanın sonu olacağını söyleyen anneler, çocuğunun okuldan gelince 3 saat soluksuz ödev yaptığını söyleyen anneler, babalar görürüsünüz. Bu doğru. Fakat Eğitim Bakanlığı bu yıl bir karar almış, her okulda uygulanıyor mu bilmiyorum ama “az ödev” prensibini benimseyecekmiş. Tamam az ödev, burası güzel. Ama kime göre neye göre az ödev? Bazı çok bilinçli öğretmenlerin bakanlığın aldığı bu kararı hiçe sayarak-ki nasıl bir karar çok da iyi bilmiyorum, daha önce bu konuyla ilgili Nabi Avcı’nın bir çıkışını takdir etmiştim yalnızca- yine sayfalar dolusu ödev verdiklerini, vereceklerini tam bilmesem de hissediyorum. Ne diyelim, onlar kulak çekmeyi, çocuk azarlamayı da öğretmenliğin olmazsa olmazı saydıkları için bu zihniyet eğitim sistemimizin onulmaz yarası, bir kamburu olmaya devam edecektir.

 

Dönelim az ödev prensibine. Evet az ama az olmasının yanında nitelikli de ödev gerek.

 

Oğlumun birinci sınıf ödevleri eğitim sistemimizi özetlemede bugün çok işime yarayacak. Evet toplamda iki sayfa, birincisi verilen kelimelerle “anlamlı” cümle yapın. Hedef belli. Verilen kelimeler belli. Anlamlı diyerek “bunun dışına çıkmayın haa!” diye de inceden bir ikaz yapılıyor. Kelimeler: Gazete, yengeç, gamze, silgi, aldı, okumak, önemlidir, gökyüzü… vs.

 

Oğlum soruyor anne “Yengeç silgi aldı” yazayım mı? “Olmaz oğlum” diyorum. “Neden?” diyor. “Çünkü anlamlı değil” diyorum. “Anne neden anlamlı değil, birisi çantasında silgi ile denize gitmiş olabilir ve yengeç de bu silgiyi kıskaçlarıyla yakalamış olabilir” diyor. Haklı. Çünkü onun dünyası bu ve bu ona göre son derece orijinal, iyi bulunmuş bir cümle. Bir hikayesi bile var. Yaz oğlum diyecek oluyorum ama biliyorum ki yazsa onun bu ödevi saçma bulunacak o “Gazete okumak önemlidir” gibi boyundan büyük, yaşından büyük cümleler yazmalı. Elbette ki bu cümleleri o bulamaz, kurgulayamaz, bir büyüğü kurgular o da yazar. Yazar ama anlamaz, zevk almaz, yazmış olmak için yazar işte. Diğer ödev Gülçin’in ormanda bir geyik görmesi, geyiğin kaçması ve Gülçin’in gülmesi.. bilmem ne. Saçma sapan bir paragrafı alta aynı şekilde yazması bekleniyor. Tabi oğlum bu ödevi yapmamak için kendine türlü türlü meşgaleler buluyor, yatma saatine kadar oyalanıyor. Nihayetinde kalemi eline alıyor, üflüyor püflüyor ve en sonunda ağlıyor. Baktım olmayacak “Hadi diyorum sen söyle ben yazayım”. “Anne öyle olmaz” diyor. Neden olmasın diyorum kalemi elinden kaptığım gibi o okuyor ben yazıyorum, beni bekletmemek için hızlı hızlı, güzel güzel okumaya gayret ediyor. Ben de onun gibi yazmaya çalışıyorum ama yazamıyorum. Ben bitirince bir profesör edasıyla kalemi alıyor “anne bazı harfleri yanlış yaptın diyor” ve az önce hüngür hüngür ağlayan çocuk belki az öncekinin iki katı mesai harcayarak kuyruksuz yaptığım, noktasını birleşik yaptığım harfleri tek tek düzeltiyor.

 

Peki bu ödevleri bu halde sunmadan en başta en güzel, merak uyandırıcı, sevdirici şekliyle sunsak olmaz mı? Mesela yazıyı bir büyüğünüze yazdırın, sonra onun yanlış yaptığı yerleri bir öğretmen gibi düzeltin. Çocuklarımıza basmakalıp tekrar ödevlerinden, bir yere varmayan, bir şey vermeyen merak uyandırmayan okuma metinlerinden ziyade kendilerinin bir şeyler katabileceği, kendi dünyasıyla kurgulayabileceği, üretkenliğini artırabileceği ve her şeyden önemlisi yaparken zevk alacağı ödevler sunsak olmaz mı? “Anlamlı cümleler yazın” değil de “cümleler yazın”. Çocuk düşünsün yazsın, ertesi gün okulda okusun, hikayelerini dinlensin, arkadaşlarıyla gülsün zevk alsın. Ben bu konunun piri değilim ama buradaki aksaklığı görmek için de piri olmaya hacet yok. Ve sanırım konunun pirleri de aksaklığı görmüyor. Bu yüzden ben elimden geldiğince, dilim döndüğünce anlatmaya, mücadelesini vermeye çalışıyorum. Tabi bu felsefeleri yalnızca burada da yapmıyorum, daha önce oğlumun o tatlı, heyecanlı, anlayışlı öğretmenine de sundum, başını şişirdim. Kızcağız ne desin? “Haklısınız ama elimizdeki malzeme bu” dedi. E elimizdeki malzemeyi düzeltmedikçe çocuklarımızdan da ne bekleyelim. Pisa raporları açıklandı, merak eden buyursun baksın. Dünya genelinde yapılan sınamalarda çocuklarımız birçok alanda sondan birinci. Demek ki eğitim şart değil, doğru eğitim şart. Ben çocukken “ipek ipi tut” demiştik ama ipek o ipi hâlâ tutamadı.

 

Not: Birinci sınıfta öyle ama sonra düzeliyor demeyin, üniversitede dahil hep aynı. Üniversite öğrencilerine dayatılan sınavlar konusunda yazmayı planladığım ileriki bir yazıda buluşalım derim.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI