Bugun...


Öznur Özdemir


Facebookta Paylaş









“Tatil Köyü ve Kaplıcaya Giriş Dersi” İlköğretimden itibaren zorunlu oldu
Tarih: 18-04-2018 09:40:00 Güncelleme: 18-04-2018 09:40:00


 

“Tatil Köyü ve Kaplıcaya Giriş Dersi” İlköğretimden İtibaren Zorunlu Oldu

 

Tatil köyü, oteli, kaplıcası her neresi ise; canavarlaştığımız alanların en önde gelenlerinden sanırım. Böyle yerlerin atmosferine girince insan, orada gördüğü kişileri nasıl olsa bir daha hayatında görmeyeceği düşüncesi ile saygının, nezaketin, görgünün canına okuyor. Bunu yapamayanlar ise bu tarz yerlerden bin bir dertle, stresle ayrılıyor.

 

Konuya bir yerlerden giriş yapalım. “Tatil Köyü ve Kaplıcaya Giriş Dersi İlköğretimden İtibaren Zorunlu Oldu” gibi bir haber görsem ah ne çok sevinirim. Bu tarz bir eğitim sisteminde tatil kültürüne dair alınması gerekenin ne kadarını verebiliriz bilmiyorum ama birşeyler kapılabilir belki. En azından “aşağılardan hangisi kaplıcadır” gibi sorularla işe başlamazsak, gerekli bilgi ve görgü düzeyi bir ölçüde sağlanabilir. Elbette bunlar işin şakası. Peki ne olmalı? Toplum olarak kendimize gelmeliyiz. Evimize gösterdiğimiz özenin onda birini toplu alanlarda da göstermeliyiz.

 

Haftasonu -ailemle vakit geçirebilmek için biraz da- çocukları aldım, termal otele yanlarına gittim. Oradaki gözlemlerim ve önceki deneyimlerim bana bu yazıyı yazdırdı. Sadra şifa olur mu bilmem ama dediğim gibi ne kapsak kâr. Kural basit: Bu tarz yerlerde parayı verdim istediğimi yaparım düşüncesi ile aylardır baskılamış olduğumuz içimizdeki canavarın çıkmasına izin vermeyelim lütfen.

 

İnsanlar kurallara uymadıklarında kendilerini çok uyanık, çok bilmiş zannediyorlar, yazık.

 

Havuz yeni açılmıştı birkaç hanım yüzüyor biri de şezlonglara oturmuş “fotoğraf çekimi yasaktır” yazısına karşı almış eline telefonunu bir oradan bir buradan öz çekim yapıyor. Sesimi duyurabilecek mesafeden, kadrajına girmekten de kaçınarak “hanımefendi fotoğraf çekimi yasak” dedim ve elimle, hiçbir açıdan görülmemesi imkânsız olan tabelayı gösterdim. Sonuç ne mi oldu? Hanımefendi kendi bildiğini okudu çünkü o biliyor ve ben bilmiyordum “kurallar çiğnenmek için vardı”. Havuzda kendisini yakından gördüğümde yüzmeye gelirken yaptığı bir ton makyaj çıkmamıştı, bir-iki saat sonra tekrar görsem, yaptığı paylaşımdan ne kadar beğeni aldığını da, yüzündeki mutluluktan veya mutsuzluktan anlayabilirdim belki. Bir başkası herkese su sıçratarak havuza atladı, diğeri küçük çocuğunu yetişkin havuza soktu, diğeri terlikle havuza girmeye çalıştı filan. Hepsi de görevlilerle mücadele etti, mahcubiyet yerine pişkinlikle yaptıklarının yanlış olmadığını, asıl bu saçmasapan! kuralların yanlış olduğunu ispatlamaya çalıştı.

 

Çocukları parka götürdüğümde hepi topu iki senelik tesisin çocuk parkındaki salıncakların ikisinin de kırık olduğunu gördüm. Parka gelenler oyun alanları ve çim alanların azlığından yakınıyorlardı, bir bakıma haklılardı da ama kafamı indirip çim alana baktığımda yerde şişe kapağı, çekirdek ve sigara izmariti yığını gördüm. Evet çim alanı sevmekle birlikte ona böyle bir muameleyi layık görüyoruz.

 

Bu otelde açık büfe yoktu ve ben buna çok sevindim. Neden çünkü açık büfe otellerde yapılan görgüsüzlük midemi çok bulandırıyor ve hiçbir şey yiyemiyorum. İnsanlar bazı İslamî otelleri seçiyorlar ama ben söyleyeyim İslam’daki şu ayetten haberleri yok “Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz, Allah israf edenleri sevmez (Araf/31)”. Yo hayır İslamî otelin her yerinde de bu ayet yazıyor ama yine tabaklar dolup taşıyor, yenilemeyenler birinci gün masalarda perişan kalıyor,

ikinci gün yine kalıyor, son gün yine kalıyor. Her seferinde çöpe gidiyor. İslamî zat, masadaki yığına bakarak kürdanla işini bitiriyor ve otelin erkekler mescidine gidiyor, ona buna diz altı haşemayla namaz olmaz diye vaaz veriyor.

 

Gel gelelim doğal alanlara, sahillere.. İnsanların çarşıda pazarda insan içine çıkmadığı iç çamaşırlarının biraz farklı rengiyle gelip, sahillerde, “bu çamaşır değil, onunla insan içine çıkılır mı? Bu bikini, aynı ebatta ama olsun bununla çıkılır” deyip en güzel koylara boylu boyunca uzanarak buraları ailelerin de gidebileceği mekanlar kategorisinden çıkarmasını saymıyorum. Napalım, onların bu haliyle bizden kaçacağı yerde biz onlardan kaçıyoruz ama en nihayetinde herkesin kendi bileceği iş, bununla ilgili İslamî bir kural olsa da toplum kuralı olmadığı için, bir bakıma bu yazının da konusu değil. Ama sahile umarsızca atılan poşetleri, içleri kimi zaman açık sarı renk bir sıvıyla dolu su şişelerini, ayakları kesen cam şişeleri, bebek bezlerini napalım? O içinizdeki canavar gitsin biraz da çok titizlendiğiniz evinizi kirletsin inşallah.

 

Bu anlattıklarımdan sonra yeterli imzayı toplayıp, milli eğitime başvurup, ilkokuldan itibaren zorunlu “Tatil Köyü ve Kaplıcaya Giriş Dersi” koydurabileceğime eminim. Dersin ismi üzerine konuşabiliriz, orası kolay.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI