Bugun...


Öznur Özdemir


Facebookta Paylaş









DÜNYANIN EN HASTA ADAMI VE DÜNYANIN EN BÜYÜK HASTANESİ
Tarih: 14-02-2018 18:06:00 Güncelleme: 14-02-2018 21:40:00


 

Bir devletin bana göre en önemli alanlarından biri eğitim ise diğeri şüphesiz sağlıktır. Yeni açılan şehir hastanelerinden birinin fotoğrafını paylaştığımda yorum olarak da kim bilir belki bir gün dünyanın sağlık devi oluruz demiştim. Bu galeyana gelinip söylenilen bir söz değildi elbet. Kendi tecrübelerim de dahil olmak üzere yurt dışı gözlemlerim bana bunun olacağının sinyallerini veriyor. Ülkemiz bu yönde çok iyi yol adı, doğru politikalar uygulanırsa daha da yol alacak bence. Fakat nedir bu doğru politikalar? Bunları sıralamadan önce şunu söylemek isterim ki ben burada kaleme aldığım birçok konunun uzmanı değilim. Sağlık alanında da uzman değilim; iki yıl genetik okudum ama ben şu an İslam Tarihçisiyim. Ancak çevremdeki meselelere bir sosyal gözlemci olarak yaklaşıyorum, yanlış gördüğüm konularda insanlık namına, Müslüman olmamın gerektirdiği şekilde “gördüğüm bir yanlışı düzeltmek” gayesiyle buralardan duyurmaya çalışıyorum. İyi dönüşler aldığım için yazmaya devam ediyorum.

 

Gelelim sağlık politikalarımızın bana göresine;

 

Ülkemiz gençleri sağlık konusunda istekli, yetenekli. Bu sebeple de Amerika, İngiltere, Almanya gibi önde giden ülkelerde bile sağlık konusunda ciddi açıklar varken, yani kelimenin tam anlamıyla doktor bulamazlarken, biz her konunun uzmanlık seviyesine yükselecek, hatta çok daha ilerleyecek genç hekimlere sahibiz. Bu sebeple eğer onlara gerekli ortamı ve şartları sağlarsak belki gelecek 50 yıl içinde dünyanın sağlık devi olabiliriz ve bu yön bir devletin gücü bakımından sahip olduğu hiçbir yöne benzemez.

 

Devletler ne kadar güçlü olursa olsun teşhisi ve tedavisi yapılamayan bir virüs tüm ülkeyi felakete sürükleyebilir. Sağlık konusunda lider olan bir ülke tüm dünyaya hükmedebilir. Çünkü sağlık olmadan insan olmaz, atalarımızın dediği gibi her şeyin başı sağlık. Ne zaman bu virüs senaryosunu düşünsem Stephen King’in Mahşer romanı aklıma gelir. Bu kitabı okuyan kişi ne demek istediğimi burada anlatmaya çalıştığımdan daha iyi anlayacaktır. Bu sebeple öncelikle yetişmiş doktorlarımızın kıymetini bilmeliyiz, kadrolar hakkaniyetle yürütülmeli. Misal; karaciğer naklinde bir dünya devi olabilir miyiz? Olabiliriz. Ancak bu konuda yetişmiş bir cerrahı, ameliyathanesi olmayan bir yere zorunlu göreve yollarsak o karaciğer nakli yerine ancak sünnet yapar veya ona eğitim araştırma hastanelerinde bir yer tahsis etmeyip önünü açmazsak, körelir gider. Yıllarca aldığı eğitim de heba olur. Çevremde bu ve benzeri birçok örnek görüyorum. Çok klişe bir tabirle ve gariptir ki -halen- Ankara’da dayısı olmayan hekim ne kadar yetenekli olsa da orada burada sürünüyor. Potansiyelimizin farkına varalım, birçok insan artık tedavi olmak için Türkiye’ye geliyor. Fakat biz, güzel hastaneler yaptığımız kadar hekimlerimizi doğru şekilde doğru konumlara yerleştirmeyi bilemediğimiz için genç hekimlerimiz yeteneklerini ortaya koyamıyor.

 

Bir de alternatif tıbba değinelim. Evet İslam alimleri Tıbb-ı Nebevî ile ilgilenmiş ve İslam toplumlarında özellikle Abbasiler dönemindeki tercüme hareketlerinin de etkisiyle tıp önemli bir seviyeye çıkmıştır. Bu ilmin bir kısmını da bugün alternatif tıp denilen doğal yöntemlerle tedavi şekilleri oluşturur. Yine bu dönemde en büyük hastanelerin İslam dünyasında kurulduğunu, birçok tıbbî metodun geliştirildiğini görüyoruz. İbn-î Sina gibi bir alime sahip olmak bile Müslüman dünyanın övüncü olarak bize yeter. Bugün büyük rantların döndüğü ilaç piyasası izin verse bu alimlerin alternatif tıp önerileri pek çok hastalığa şifa olacak. Fakat alternatif tıp, televizyon programlarında birtakım kimselerin piyasa yapacağı, aktarların dükkanlarının arka kısımlarını laboratuvara dönüştüreceği bir konu da değildir. Uzmanı tarafından hekim onayı alınarak uygulanması gereken bir alandır. Çevremde en bilinçli gördüğüm kişilere bile öyle her önüne geleni kullanmaması gerektiği telkinleriyle dilimde tüy bitti, bir de buradan söylemiş olalım. İlacın her türlüsünü seven bir toplumuz, antibiyotik yazmayan doktorları doktordan saymadığımız da doğru ama yapmayın etmeyin ilaç bizi iyileştireceği gibi ilaç bizi öldürür de.

 

Bu yazıda doktorlara da sözüm var mı? Var. Doktorlar artık hastalara karşı o üst perdeden bakışları bırakmalı. Tamam 100 tane hasta bakıyor olabilirsiniz ama kimse bu mesleği size zorla seçtirmedi, bu sebeple artık o aşağılayıcı tavırları bırakın. Bizler de elbet doktorlarımıza iyi muamelede bulunmalıyız. Tüm insanlara saygılı olduğumuz gibi hekimlerimize de saygılı olmalıyız. Mesela artık bir doktor, hemşire dövme furyası başladı. Ne ayıp şey. Doktor muamelesiyle hastayı dövemeyeceği gibi hasta yakını da yumrukla doktor dövüyorsa o kişi hasta yakını değil bizzat hastanın kendisidir. Bu gibi kişilere tavsiyem, derhal doktoru dövdüğü hastanenin psikiyatri bölümünden randevu alsın ve ruh sağlığını muayene ettirsin. Normal insanlar böyle hareketler yapmaz.

 

Demek ki neymiş, sağlık bir bütün olarak her alanında üzerinde önemle düşünülmesi gereken bir meseleymiş. Biz de sağlık konusundaki potansiyelimizi doğru politikalar ve hakkaniyetle harmanlarsak, dünyanın en büyük hastanesinin adı Türkiye olur. Osmanlı’ya bir zamanlar “hasta adam” lakabını takmışlardı. Sağlık konusundaki yanlış politikalar bizi yeniden hasta adam eder. Gelin dünyanın en hasta adamı değil, tüm hastaları iyileştiren, dünyanın en büyük hastanesi olalım.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI