Bugun...


Öznur Özdemir


Facebookta Paylaş









Çağrı Merkezi Terörü
Tarih: 26-04-2018 10:34:00 Güncelleme: 26-04-2018 10:34:00


 

Sabahları hiç tanımadığımız insanların bize günaydın dediği, geçeceğimiz tüm kapıların tutulduğu, kişiye, özele, mahremiyete saygının tavan yaptığı bir memlekette hatırı sayılır bir süre yaşadıktan sonra memleketime dönerken niyetim, en kaba davrandığım -davranmak zorunda kaldığım- çağrı merkezi yetkililerine bile kibar davranmaktı.

Ama olmadı. Olamadı. Günde en az bir kere bir firmanın çağrı merkezi tarafından aranıyorum, telefonuma hiç tanımadığım yerlerden en az üç dört mesaj geliyor. Telefonu engellesem, mesaj listesinden çıksam hemen yeni numaralarla, isimlerle listeye dahil oluyorum. Çünkü bizim memleketimizde yapışkanlık üzerine bir ticaret üslubu var dostlar. Çünkü bizim memleketimizde çağrı merkezi terörü diye bir terör var. Şimdi yazıyı yazdırtan ana olaya gelme vakti. Merakla bekliyorlar biliyorum, okurlarıma selam olsun.

 

Dün 0212li bir numaradan saat 17.00 sularında arandım. İnsanın aklına her şey geliyor tabi, ablam Avrupa yakasında çalışıyor, akrabalarım, arkadaşlarım var. Herhangi bir hastanenin numarası da olabilirdi bu numara, Allah korusun. İstanbul’dan sabit bir numaradan arandığımda hemen aklıma ailem gelir. Telefonu açtım, bir müzik dinletiyorlar, hoparlörü açtım ve en az iki dakika müziği dinledim. Çağrı merkezi olduğunu anladım. Tabi aylardır aranıyorum çeşitli “çağrı merkezleri” tarafından ama böyle saçmasını da görmemiştim. Kan beynime sıçradı, lafım hazır bekliyorum. Sonunda lütfetti ve bir bayan çıktı telefona. Erkeklere nazaran daha çirkef çağrı merkezi bayan çalışanları olduğuna %100 eminim. Ağzını yaya yaya hızlı hızlı bir şeyler söyledi. Yanlış anlamadıysam, 5 yıldır evde internetim olmadığı halde, ya da belki de tam bu sebepten, internet için arıyormuş, hız paketli bilmemneli bir şeyler öneriyormuş vs. Lafını bitirdi ve ben de hazırladığım lafı ağzımdan itinayla çıkardım “Öncelikle, af edersiniz ama ben sizi değil, siz beni aradınız, bir de iki dakika bekletiyorsunuz, böyle saçmalık görmedim.” O da altta kalmadı ve takındığı geçici nezaket maskesini çıkarıp attı elbet. Ortadaki “n” yi bastırarak “Hanfendi” dedi bana. “Ben aramıyorum, çağrı merkezi otomatik arıyor.” Bunu diyordu ama sesinin frekansından bu bana şu şekilde ulaştı: “Allah belanı versin kadın, ben de bayılmıyorum seni aramaya, şurada 1000 liraya eşek gibi çalıştırıyorlar, müşteriyi ikna edemezsem primimi kesiyorlar, ne vardı kabul etsen.” Bu frekansa rağmen sözümü bitirdim: “İnternet filan istemiyorum. Beni listeden çıkarın, ayrıca sizi şikayet edeceğim” sonrası malumunuz “dıt,dıt,dıt…..” .Telefon yüzüme kapandı.

 

Devlet son yıllarda çağrı merkezleri, istek dışı gelen cep mesajları için güzel düzenlemeler getirdi. Fakat ne yazık ki bizim ülkemizde yapışkanlık üzerine bir ticaret ahlakı var. Bu da yasayla değişmiyor. İnsanlar başka yollarını buluyor, kandırma siyaseti şiar edinilmiş. Pazarda öne güzel meyveler konulur, poşetimize çürükler girer, bazı tezgahlar pahalı ürünlerin yarım kilosunun fiyatını yazar, fiyat bu kadar değildi deyip tezgaha dönünce üzerinde mini minnacık yazılmış “yarım” kelimesini görürsünüz. Etiketlerde 6.99, 11.99, 99.99 TL yazar çünkü beyinlerimiz bile bir anlık kandırılmaya çalışılmaktadır. Arabanızı sanayiye, elektronik cihazınızı tamire götürmeye korkarsınız, anlamadığınız alanlar olduğu için, ödeyeceğiniz tutar karşıdakinin insafına kalmıştır. Tartıyı, ölçüyü hiç saymıyorum o artık her şeyin de ötesinde. Oysa bize ticaret ahlakı için bir sure inmedi mi? Mutaffifin suresini bol bol okuyup anlamamız lazım. Neden dürüstlüğü batıdan öğrenelim? Öğrenmeye muhtaç olalım? İyi bir toplum olmak istiyorsak önce ahlak.

 

Son örneklerle bitireyim. Bizde, müşteriye sorulmadan işlemler yapılır. “Bu nereden çıktı” dediğinizde, “isterseniz sonradan iptal edebilirsiniz” derler. Ama iptal etmek için hem vakit hem de enerji sarf etmeniz lazım çünkü tamam oldu denilmez, bir yığın soru sorarlar, oraya buraya yönlendirirler. Mesela kurumumuzda geçen ay yeni banka anlaşması yapıldı. Banka kartının yanında, kredi kartı ve ek hesap da açılmış, imzayı atarken “zorunlu mu almak, imza atmasak olmaz mı?” dedik, kullanmak istemezseniz kapattırabilirsiniz dediler. İşte size çalışma prensibi. Neden istemediğim bir şeye zorla mahkûm ediliyorum ve istemediğim bir şeyi kapattırmak için bir yığın zaman ve emek harcıyorum? Karşı örnek geliyor. Dün yurt dışında bir yere konferans için kaydımızı yaptırıyoruz, “yılda bir kere gönderilen haber ve hatırlatma mailini almak ister misiniz?” gibi bir sekme vardı. Dedim “tabi göndersinler, gelecek yıl da katılırız belki”. Hayretle temaşa ettim ki kendiliğinden “Hayır” seçeneği işaretliydi. Siz isterseniz bir hamle yaparak “Evet” e dönüştürüyorsunuz. İşte iki toplum, işte iki örnek. Birinin kutsal kitabında Mutaffifin suresi duruyor, diğerinin belki de bağlı olduğu bir dini yok. Ülkemizde maalesef, ticaret, kandırma ve yalan yönünde hızla ilerliyor, yapışkanlık bir satış prensibi olmuş, artık satış temsilcilerinin ne kadar “yapışkan” olduğuna bakılıyor işe alınırken. Hiç bilmediğimiz numaralardan, evde, işte, alışverişte, çocuklarımızı uyuturken, kendimiz uyurken defaatle aranıyoruz. Ülkemizde çağrı merkezi diye bir terör var dostlar.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI