Bugun...


D. Mehmet DALKANAT


Facebookta Paylaş









DEPREM GERÇEKLİĞİ VE TOPLUMSAL BİLİNCİMİZ
Tarih: 30-01-2020 16:25:00 Güncelleme: 30-01-2020 16:25:00


1970 li yıllar dindar bir Anadolu köyünde öğretmendim. Köy halkıyla sağlıklı bir iletişim kurmak ve en azından zeki öğrencilere tahsil yapma imkânı sağlamak adına çoğu tarikatlı köy sakinlerinin tarikat toplantılarına katılıyor, onlarla birlikte zikir çekiyor, kitaplarını okuyor aydınlık bir zihin dünyasına sahip olmaları için bana güven duymaları gerektiğine inanıyordum.

 

Sanırım Diyarbakır/Lice depremiydi.

Mevcut Tarikat terbiyesine göre Liceliler bu depremle cezalandırılıyorlardı.

Allah’ın emirlerine karşı gelmişlerdi, Allah da müstahaklarını vermişti. Bir Cuma akşamı Köylülerin Tarikat çavuşundan hoca sen ne düşünüyorsun bu deprem hususunda diye bir soru gelince fırsat bu fırsat diyerek başladım heyecanla anlatmaya.

Fay kırıklarından, tektonik plakalardan, magmadan, sıkışan gazlardan, yatay ve dikey sarsıntılardan daha sözüm bitmemişti ki çavuş dur orda hoca bu kadarı da fazla diyerek sözümü ağzımda bıraktı.

Biz zikre başlayacağız ama sen artık katılamazsın bize deyince şaşkınlığı mı anlamış olacak ki “sen fenne inanıyorsun önce imanını tazelemen gerekir”.

İtirazımı bile beklemeden devam etti. “Sen Allah’ın meleklerini inkâr ettin. Deprem öyle olmaz, Allah’ın tayin ettiği bir melek vardır, beş parmağına yerin damarları bağlanmıştır. Hangi mekânın insanları azarsa o yerin damarlarının olduğu parmağını oynatır ve orası da sallanır”.

O köyde kaldığım süre içerisinde beni bir daha toplantılarına kabul etmediler.

 

Elli yıl önceki bu zihin dünyası maalesef Anadolu da hala geçerliliğini koruyor.

Ve sağcı muhafazakâr dinci siyasetçiler bu kafadan besleniyor, bu kafayı destekliyor, bu kafadan medet bekliyor.

Oysa deprem din dilinde Allah’ın ayetlerindendir ve varoluşun bir parçasıdır. Bir başka dille Doğanın doğal bir olayıdır.

 

Masum ve mazlum bırakılmış bu halkı bu karanlık zihin dünyasına kimler, ne zaman, niçin mahkûm ettiler? Bu ayrı bir tartışma konusu ama benim o genç yaşımda çok sınırlı araştırmalarım sonucu “Karadavut, Altıparmak İslam tarihi, Ahmediye, Muhammediye, İlmihal” gibi yazarlarını hatırlayamadığım birçok saçmalıkların yer aldığı nereden geldiği belirsiz kitapların olduğunu tespit etmiştim…

 

Deprem konusunda konuya açıklık getirmek amacıyla paylaştığım bu anıdan ibaret değil tabii İslam coğrafyasında karanlıkta kalmış zihinler. Şeyhinin Anadolu’dan Amerika’yı idare ettiğine inanan müritler olduğu gibi, günlük yaşamını yatak odası dâhil şeyhinin izlediğine inanan ihvanlar da var.

Ve sayamayacağımız kadar çok beş bin yıl önceki zihin dünyasına kadar indirebileceğimiz İslam adına uydurulmuş ilkel kabile inanışları…

 

Ve işin en acı tarafı bu karanlık dünyanın farkına vardıkları halde masum halkın bu zaaflarından istifade ederek kendilerine lüks hayatlar inşa eden kabile şeyhleri, tarikat büyükleri, siyasetçiler, cemaat liderleri, İslami örgüt yapılanmalarının var olması…

 

İktidara gelen her siyasi parti bu geniş halk kitleleri ve temsilcileriyle karşı karşıya gelmek istemiyor. Dolayısıyla karanlıkta kalmış bu zihin dünyası biraz daha karanlığa gömülerek tezgâh devam ettiriliyor.

 

Siyaset yapılanmasındaki bu arızanın sonuçları tabii ki faciaya dönüşüyor.

Depremin Allah’ın bir gazabı olduğuna inanan kitleye karşı mevcut iktidarlar sorumluluk taşımıyor, deprem öncesi önlemler alınamıyor.

Sadece sabır ve metanet dilenmesi kitleyi teskin etmeye yetiyor.

Muhalefet elbette gerçekleri söylüyor, ama sadece iktidarı yıpratmak için, bir uyanışa vesile olacak çalışmalar yapmak için değil.

Geçmişte Bülent Ecevit iktidarıyla Cemaat(Fetö) flörtünün arkasındaki gerçeklik de bundan başka bir şey değildi. Bu kitleye ulaşmak için ücretini ödeyerek Cemaati (Fetö) köprü kılmak.

 

Bu pazarlıklar halen yapılıyor.

Halen mevcut iktidarlar bu karanlık dünyanın desteğine ihtiyaç duyuyor.

Sadece deprem konusunda değil hayatımızı kuşatan her konuda köklü bir uyanışa geçmemiz gerekiyor.

Eğitimden adalete, sanayiden ticarete, üretimden tüketime, emekçisinden patronuna kadar evrensel standartlara oturmuş bir sistemi acilen gerçekleştirmemiz gerekiyor.

Aksi halde bu hamur daha çooook su götürür…

 

Milli Görüşten bir arkadaşım hala bu garip mantık örgüsünden kendisini bir türlü kurtaramıyor, bildiği halde kurtaramıyor. Adalet bakanlığında müfettiş bir başka arkadaşım Menzil Tarikatına katıldığını söylüyor.

Tapusunun sayısının ne kadar olduğunu kendisinin de bilmediği bir başka mübarek Suriyeli sığınmacıların önünde yardım topluyor, tabii tapu sayısını biraz daha artırmak için.

Gün geçmiyor ki camii önlerinde kermes adıyla açılan dini topluluklara ait bir çadır kurulmamış olsun.

Akşama kadar işyerlerimizi dilenciden çok vakıf, dernek, dini cemaat adına ellerinde makbuzla ziyaret eden temsilciler ziyaret ediyor…

Bu paralar nerden gelip nerelere gidiyor, kimler denetliyor ve ya denetleniyor mu bunları da bir başka yazıda konu edinelim…





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • TÜRKİYE'DE TOPLUMUN DİNE VE DİNİ DEĞERLERE BAKIŞI
    TÜRKİYE'DE TOPLUMUN DİNE VE DİNİ DEĞERLERE BAKIŞI
  • Yurdum İnsanı
    Yurdum İnsanı
  • FANTASTİK
    FANTASTİK
  1. TÜRKİYE'DE TOPLUMUN DİNE VE DİNİ DEĞERLERE BAKIŞI
  2. Yurdum İnsanı
  3. FANTASTİK
FOTO GALERİ
YUKARI