Bugun...


Cemre Özcan


Facebookta Paylaş









THOMAS DÜŞERKEN
Tarih: 20-05-2018 19:26:00 Güncelleme: 20-05-2018 20:21:00


 

 

Nasıl yani! Gerçek miymiş bunlar?...

 

Ahh hayır, tamamen kurgudan ibaret…

 

Hayır hayır gerçek…

 

Gerçek olmasa bu kadar detay mümkün değil, kesin yaşanmış bir olay…

 

Yok artık, hayal miydi yani!..

 

Kitap boyunca zihninizden böyle cümleler uçuşuyor ve siz iç sesinizle mücadele etmeye çalışırken, sayfaların nasıl aktığını anlamadan kendinizi son sayfada buluyorsunuz. Ama son sayfaya gelmekle bitirmiş olmuyorsunuz bu kitabı. Sanırım son sayfayla yeniden başlıyor; Thomas Düşerken.

 

Okurken kendinizle çatışıyor, zihninizin sınırlarını zorluyorsunuz. Hatta zaman zaman bir önceki sayfaya dönüp hayal miydi gerçek miydi kendinizi ikna etmeye çalışıyorsunuz. Ve son sayfayı kapattığınızda önce bir dalıyorsunuz boşluğa, kafanızda sahneleri toparlamaya, gerçekle kurgunun ayrımını yapmaya çalışıyorsunuz sonra sizi bu kitapla buluşturan bir arkadaşınız ise hemen telefona sarılıp; “Nasıl yani! Şimdi bu gerçek mi değil mi? Neler oluyor? Kim bu adam?” ve daha nice sorular soruyorsunuz arkadaşınıza. Hani mümkün olsa kitabın son sayfasını kapatınca ilk uçakla Münih’e oradan trenle Füssen’e geçerek kendin arayacaksın Thomas ve Maria’yı. Öyle ki insan neyin gerçek neyin kurgu olduğunu ayırt edemiyor ve bu inanılmaz bir heyecan yaratıyor insanda. Neyse ki şanslı bir okur olarak, hemen bir hafta sonra Sin Edebiyat Dergisi’nin Kahramanmaraş’ta gerçekleştirdiği imza ve söyleşi günü sayesinde yazarın kendisiyle bire bir görüşüp kafamda ki bütün soruların cevabını bulabildim.

 

 

Altay Öktem, şiir, deneme, öykü, roman, çocuk kitapları, dergiler ve fanzin olmak üzere edebiyatın her alanına dokunarak okuyucularını etkileyen, 26 yıllık edebiyat hayatına 26 kitap sığdıran değerli bir yazar ve şair. Asıl mesleği hekimlik olan Öktem, Kuleli Askeri Lisesi’nden sonra Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirip Kahramanmaraş, Ekinözü ve Elbistan’da da bir dönem görev almış ve çalıştığı bölgelerde de takdire şayan birçok işe imzasını atmıştır. Üniversite yıllarında tiyatro ve fotoğrafçılıkla da ilgilenen Öktem, lise yıllarında okulunun kütüphanesiyle başlayan edebiyat hayatına 1988’de Ali Rıza Erten, 1990 Yaşar Nabi Nayır, 1995’te Orhon Murat Arıburnu, 2000’de ise Cemal Süreya ödüllerini ekleyerek devam etmiş ve bugün okurlarına en son olarak Thomas Düşerken adlı romanını armağan etmiştir.

 

Altay Öktem, Sin Edebiyat Dergisi’nin son sayısında verdiği röportajda “Kurgu gerçekten beslenir ve gerçeği dönüştürür. Zamanla ikisi arasındaki mesafe kısalır; gerçekle kurgu iç içe geçebilir. Zaten gerçekle kurgu arasındaki o ince, pamuk ipliğine bağlı alanda gezinmek, bunu sorgulamak, bu romanın temel sorunsalından biridir.” Sözleriyle; merak içerisinde bıraktığı, zihnini karıştırdığı okurlarına pamuk ipliğine bağlı alanda nasıl da başarıyla gezindiğini ispatlamaktadır.

 

Öktem, röportajında yine biz okurlarını heyecanlandıran bir projeden de bahseder; Thomas Dumas fotoğraf sergisi... Şuan heyecanla serginin açılacağı günü bekliyorum.

 

Altay Öktem ve Thomas Dumas’la en kısa zamanda tanışmanız dileğiyle…

 

 

 

*Sin Edebiyat Dergisi 10.sayısından, alınmıştır.

 

 

 





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI