Bugun...


Adnan Güllü TAVANARASI


Facebookta Paylaş









DİLİMİZ TÜRKÇE
Tarih: 12-06-2019 09:17:00 Güncelleme: 12-06-2019 09:17:00


Dil Bir Ülkenin Ses Bayrağıdır

 

Her dilin kendine özgü bir alfabe (abece) si vardır. Alfabe, bir dilin ses birimlerini şekillerle gösterilmesinden oluşur. Bu şekillere harf denir. Alfabelerin harf sayıları çeşitli şekillere göre değişir. Örneğin, Sanskrit alfabesi 50, Slavca 38, Rumca35, Farsça 32, Arapça 28, İbranice 22, Latince 26, harflidir. Bizim bugünkü alfabemiz ise 29 harften oluşmaktadır.

 

İlk alfabenin M.Ö.1700–1500 yılları arasında Akdeniz’in doğu kıyılarında ortaya çıkan Kuzey Sami alfabesi olduğu sanılmaktadır.

 

Türklerde alfabe kültürü, ilk önce Orta Asya’da ortaya çıkmış ve çeşitlilik göstererek günümüze kadar gelmiştir. İlk alfabe 38 harfli Göktürk alfabesidir. Daha sonra bulundukları coğrafyaya bağlı olarak Sanskrit, Arami, Nasturi, Bizans ve Arap alfabelerini kullanmışlardır.

 

Osmanlı devleti’nde dinin getirdiği Arap,Fars(İran) kültürünün etkisiyle Osmanlıca denilen Türkçe, Arapça ve Farsça karışımı yapay bir dil oluşmuştur. Osmanlıcayı yazıya dökebilmek için 28 harften oluşan Arap alfabesine p,ç,j,g katılarak harf sayısı 32’ye çıkarılmış. Birçok sözcük aynı harflerle yazıldığı için okunması güç bir alfabe olmuştur. Daha çok ezberlemeye dayanıyordu. Bir kişinin rahatça okuyup yazabilmesi altı yılını alıyordu.

 

Daha sonra yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde, 26 Haziran 1928’ Latin alfabesinin hazırlığı için bir komisyon kuruldu.9 Ağustos 1928’de Atatürk, Sarayburnu’nda halka duyurdu. 1 Kasım 1928’de 1353 sayılı yasa “ Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun” çıktı.

 

Artık, yalnızca “hat sanatı” denilen insan emeğinin güzelleştirdiği ama okunması zor olan Arap alfabesi, yerini yeni Türk alfabesine bırakmıştı. Bu sayede okuma- yazma seferberliği yurt çapında başlatıldı.

 

Soğuk savaş’ın sona ermesi takiben ekonomik ve siyasal ideolojiler sona erdi, dünya ABD’nin başı çektiği acımasız bir küresel rekabete sürükleniyor. Bu mücadelede dini ve kültürel enstrümanlar öne çıkıyor. Ülkeler, özgürlük ve demokrasi söylemleri ile kültürel bir saldırıyla karşı karşıya kalıyor. Geçen yıl BM (Birleşmiş Milletler) Genel Kurulu kamuya pek yansımayan bir karar aldı. Kültür malzemeleri (görsel,yazısal ve elektronik) ticari mal olmaktan çıkarıldı. Böylece ülkelere, kendi öz kültürlerini korumak amacıyla bunları yasaklayabilme imkânı sağlandı. Daha önce serbest ticaret kurallarına aykırı olduğu için yasaklanamıyordu. Bu girişimin başını Rusya, Fransa çekti ve başarıya ulaşıldı. Ancak ABD, BM kararı çıkmadan çok önce birçok ülke ile yaptığı ikili anlaşmalarla kültürel sömürüsünü masum görünümlü araçlarını dünyaya pazarlama imkânını sürdürdü.

 

Günümüzde İnternetin yanında uydu üzerinden yapılan kontrolsüz yayınlarla dünyanın her yerine ulaşmak imkânlı hale gelmiştir. İnternet’in Ana Bilgisayarı (Root Cumputer) ABD’de bilinmeyen gizli bir yerde tutuluyor ve ABD Ticaret Bakanlığına bağlı bir özel şirket tarafından işletiliyor. (Not: Böyle bir sistem olduğunu İnternet kullananların kaçı biliyor) Dünyada bir milyardan fazla insanın İnternet kullandığı ve bu sayının her geçen gün artarak devam ettiği göz önüne alındığında böyle bir sistemi işletmenin avantajları ortadadır. Bu nedenle Çin, AB, İran ve Rusya İnternet’in kontrolünün BM’ye devredilmesini istiyorlar. Bu yayınlar hem bilgi toplamak, hem de psikolojik aracı olarak kullanılıyor. Bütün bu uygulamalarda dil faktörü öne çıkıyor. Çünkü yayınlanan ülkenin amacına uygun olarak enjekte edilen mesajların algılanması için, hedef kitlenin İngilizce bilmesi gerekiyor. Bu nedenle hedef olarak seçilen ülkelerde, dil üzerinde çeşitli projeler ortaya konmaktadır.

 

Bu bilgilerden yola çıkarak; bir ülke dil ve kültür erozyonu yoluyla ele geçirilebilinir mi? Evet bu sorunun cevabını arayalım

 

Türk Milleti, öz dilini korumak için, dil kurtuluş savaşına girmişti. Günümüzde de hala devam etmektedir. Bu yüzden Başbakan, bir genelge yayınlayarak Türkçenin korunması gereğine işaretle kamu dairelerinde dilimizin doğru kullanılması istenildi. Bu genelge son derece doğru bir genelgedir. Çünkü diğer pek çok diller gibi, İngilizcenin saldırısına uğramıştır ve bu saldırıyı yenmek lazımdır. Bu konuyu incelerken bu saldırıyı, ABD ve İngiltere başta olmak üzere ahalisinin ana dili İngilizce olan ülkelerin devlet olarak tertipledikleri sanılmamalıdır. İngilizcenin belli başlı bütün dilleri etkilemesinin sebebi, yukarda da açıkladığım gibi bilim ve teknolojide en çok kullanılan dil haline gelmiş olmasıdır.

 

Türkçeye böyle bir saldırıda geçmişte olmuştu. Türkler İslamiyet’i benimsemelerinden sonra Arapça ve Farsça’dan gelmiştir. Orta Asya, Türkçesi büyük bir değişikliye uğramış ve Orta Asya, Türk boylarından kopmuştur. Taki 20 yüzyılın başlarına kadar bu kopukluk sürmüştür. Mustafa Kemal, Latin Türk alfabesine geçerek Türk toplumları ile dil köprüsü kurma çalışmasına girmiştir. Bu çalışma birçok eksikliğe rağmen günümüzde de sürmektedir.

 

Günümüzde dilimiz yabancı kelimelerin çok yoğun şekilde değişik kulvarlarda saldırıya maruzdur. Özellikle teknoloji adı altında güzel dilimiz Türkçeye sızmakta ve sessizce yerleşmektedirler. Yeni kuşak dili uydurma kelimelerle temsil etmeye başlamışlardır. Türkçe Dili basında, sözde sunucu ve yazar olan dil cellâtlar tarafından gün gün öldürülmektedir. Buna dur demenin tek çaresi bütün kurumların Türkçeye sahip çıkarak reaksiyon vermesidir.

 

Dilimiz Türkçe 104 481 kelimeden oluşmaktadır. DİLİMİZİ KULLANMAKTAN KORKMAYALIM, Dilimiz bütün dillerinin çevirisine cevap verecek kadar zengindir.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
YUKARI