Bugun...



Soru sormak ayıp mı ve Arabası olmayan fakir
Tarih: 27-03-2019 23:30:20 Güncelleme: 27-03-2019 23:38:20 + -



facebook-paylas
Tarih: 27-03-2019 23:30

Soru sormak ayıp mı ve Arabası olmayan fakir

Eğitimci yazar İbrahim Gövcecik soru sormayı ve fakirliği yazdı:

 

Yaya fakir mi?

 

Öğrenmenin cümle kapısı 'SORU SORMAK'tır. Aynı zamanda bir konuyu öğretmenin de ilk koşullarından birisidir soru sormak. 


Soru ve cevap, onbinlerce yıldan beri insanoğluna hep yeni bir şeyler bulma, keşfetme, insanlığa sunma motivasyonu vermiştir.


Soru, akla, mantığa uygunolup, gerçeğe, bilime ters düşmemeli.

Soru, emir, telkin ve direktif içerikli de olmamalı.

Yaratıcı cevap beklenilen konularda sorunun cevabı da içinde olmamalı.


Soru, muhatabını düşünmeye, değerlendirmeye, youmlamaya, araştırmaya, yaratıcılığa yönlendirmeli.
Bir öğretmen açısından soru, derste disipline, derse ilgiye  meydan vermeli. Alınacak cevaplar açısından fikirlerin tahammülüne, hoşgörüye, çok sesliliğe, öğrenileni pekiştirmeye zemin hazırlamalı.


Soru hakkında sizin de bildiğiniz bu tanımları kısaca hatırlattıktan sonra, bu konuya neden girdiğimi anlatmak istiyorum. 


Bir kaç hafta önce bir video izledim. Öğretmen öğrencilerine trafikle ilgili bir konu anlatıyor ve konuyu soru-cevap yöntemiyle izaha çalışıyor. Öğretmen ve öğrenciler arasındaki dialog aynen şöyle gerçekleşiyor:


Öğretmen:

-Trafikte arabası olmayıp, yürüyenlere biz ne isim veriyorduk?


Öğrenciler:

-Fakir..

 

Öğretmen:

-Fakir mi?(gülme sesi) yaya..
-Yaya.


Öğretmen:
-Fakir değil, biz yaya diyoruz tamam mı?
-Yaya geçidi,


........
Burada öğretmenin dersi anlatmadaki samimiyetine inanıyorum. Ancak olay, belki de ikinci defa tekrarlanmış da olabilir. Çünkü ortada bir kamera çekimi var. Hadi öğretmen konuyu kameraya çekerek açıklamak istemiş olsun. Her neyse..


Orta yerde bir sosyal kavram var: fakirlik. 


Öğretmenin soruyu yöneltmesinde, bir yönlendiricilik var gibi. Buna da neyse dersek, öğrencinin iç dünyasındaki ruh halinin dışa vurumunu gözden kaçıramayız. Orta yerde kanıksanılmış bir fakirlik kavramı var.


Günümüz Türkiye'sinde, hemen her evde, en azından, kolay  kredi elde edilerek iyi kötü bir araç var. 

Toplumda henüz bu imkana kavuşamayanlar, öğrencinin gözünde fakir statüsünde oluyor.

İşte o statütüdeki kişiler, fakirliği kanıksayanlardır.

Pek çoğu, statü değiştirmek için çaba bile sarfedemiyor. Kendini güçsüz görüyor. Kendine güç verecek, fırsatları da değerlendiremiyor. 
Halinden o derece rahatsız ki, daha fazla can sıkıntısı olmasından korktuğu  için,  "neden böyleyim?" diye soru da soramıyor.

Bazan da üstünlerden gelen baskıyla kendinde bu soruyu sorma cesaretini bulamıyor.

Bunlar onurlu fakirler.

Bir de fakirlikten yararlananlar var.

Bunlara herhangi bir sıfat vermek istemiyorum. Çünkü her insana, nasıl görünüyorsa o haline göre saygı duymak zorunda olduğumu biliyorum.


Çocuğun yayayı fakir görmesi, üstünleri ve yöneticileri aslında derin bir düşünceye sevketmeli.

Ağızlarda pelesenk olan, ama bir türlü gerçeğini tesbit edip uygulayamadığımız 'sosyal devlet' kavramının aslını bulup, öğrenip hayata geçirmek için çaba sarfetmelidirler.


Fakirlik bireysel bir ayıp değil. Ama devlet nezdinde ayıptan da öte..

devlet vatandaşını, istatistiklerin tanımladığı fakirlikten ne kadar  uzaklaştırırsa, dünya milletler ailesinde  o denli saygı görür. 

Siyasi erk de vatandaşını, çok verip ondurmak, az verip öldürmek yerine, yarı aç yarı tok yaşatarak kendine muhtaç hale getirmemeli.

 

Rüştünü ve liyakatini tamamlamış idarecileri, muhtaçlar değil,  ancak tok ve mutlu seçmenler seçebilir.

 

Demokrasiyi, mutlu yurttaşlar yaşar ve yaşatır.


Dün Hollanda'nın NOS1 televizyonunda haber kuşağında gördüm. Hollanda'da fakirlik sınırında ve altında 421 bin çocuk olduğu tesbit edilmiş. Düşük gelir grubundaki ( aylık brüt 1920.00€) aillelerin bu çocuklarının sıkıntıları şöyle sıralanıyor: 


-Çoğu zaman markalı ve yeni elbiseler alamıyorlar


-yaşgünü partileri yapamıyorlar


-okul gezilerine katılamıyorlar


-spor ve müzik okullarına gidemiyorlar


-her gün balık ve et yiyemiyorlar


-yılda bir defa bile bir haftalık tatile gidemiyorlar


-temizlik ürünlerine yeterince bütçe ayıramıyorlar.


!!!!!


Görülüyor ki, fakirlik gelişmiş ülkelerin de bir sosyal sorunu!


Ancak zenginin fakiri de farklı gereksinmelere fakirmiş meğer.

Muhtemelen bu çocukların evlerinde iyi kötü bir binek araçları vardır.

Bu çocuklara aynı soru sorulsa cevap olarak "fakir" demeyecektir.

Burada dikkate şayan olan, devlet istatistik kurumlarının, ailelerin ve çocukların gereksinmelerini yerinde tesbit edip, yönetim erkine, tam da eyalet seçimleri sırasında, araştırma ve çare bulmalarında direktifler vermesidir.
Sosyal yapıdaki, fakirlik ve benzeri yaralardan kan akmaz, koku çıkmaz. Ama topluma sessiz sessiz feryat ettirir. 


Devlet bu feryadı duyup çareler aradıkça, sonuç elde ettikçe 'sosyal devlet' olur. 


Çocuğun 'yaya'ya  "fakir" demesi bir toplumsal feryattır.

 

 





FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNCEL Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
YUKARI