Bugun...



İbrahim Gövcecik yerel seçimlerin ardından düşüncelerini yazdı
Tarih: 04-04-2019 09:35:32 + -



facebook-paylas
Tarih: 04-04-2019 09:35

İbrahim Gövcecik yerel seçimlerin ardından düşüncelerini yazdı

Yazarımız İbrahim Gövcecik yerel seçimler sonrasında kafamızda olan düşünceleri ve yaşadıklarımızı kaleme aldığı yazısıdır:

 

Yerel seçimin ardından

 

1986 yılında, Hollanda'da en az beş yıl ikamet eden ve oturma izni olan yabancı uyruklulara, yerel yönetimlerde seçme ve seçilme hakkı verildi.

Hollanda'danın kırsalında, yerel yönetimlerde en çok sandalyeyi, yöresel partiler alır. Bunlara bir nev'i sivil  dernek de diyebiliriz. Bir kaç kişi toplanıyor, bir tüzük hazırlıyorlar, ilgili kurumlar tüzüğü onaylıyor ve parti olarak belediye meclisi üyeliği seçimlerine giriyorlar.

"Meclis üyeliği" diyorum, çünkü Hollanda'da belediye başkanları seçimle değil, atamayla gelirler.
İşte o yıl beni de bir yerel parti aday listesine davet etti. Daveti kabul ettim ve yaşadığım bu kasabada ilk yabancı aday olma şansını da elde ettim. Yererli tercihli oy alamadığım için de seçilemedim. 
O seçimde, ben ve benim partinin başkanı olan beyle bir sandığa görevli olarak gittik. Oy verme süresi bitince de oyları ikimiz saydık, imzalarımızı attık. O sandıktan bizim partiye çok az oy çıkmıştı. Sonucu sandıkların toplanma merkezi olan belediyeye götürdük. Herkes orada toplanmış, ikinci bir sayımı beklemiş sonuçları değerlendirmişlerdi. Partimiz o yıl, belediye meclisinde en fazla sandalyeye sahip olmuştu. 


Daha sonraları, Hollanda'da elektronik seçim sistemi uygulanmaya başlandı ama ülke sathına yayılmadı. 
Bu anekdotu yazmamdaki amaç, bir batı ülkesindeki seçim sistemini anlatmaktan ziyade, sistemi işler halde tutan kişilerin samimiyetleri ve doğruluklarıdır.

Sandık başında aynı partiden iki kişi olarak biz duruyoruz ve oyları sayarken bir tane bile bizim partiye kaydırmıyoruz. Halbuki başımızda ne başka partinin adamı, nede müşahidi var, vicdanımızla başbaşayız.
O gün o sandıkta oy kullananın verdiği oyu, oy sahibinin namusu, iradesi ve bize bıraktığı emaneti biliyoruz. Vicdanımız da bu emanete ihaneti asla aklımıza getirmiyor.

O akşam, seçilenler ve seçilmeyenler karşılıklı birbirlerini tebrik edip, dostça oradan ayrıldılar.

Ertesi gün ne sokakta, ne iş yerlerinde seçimle ilgili bir söz dahi edilmedi, herkes işine gücüne dağıldı. Galiba demokratik olgunluk ve terbiye bu olsa gerek.


31 Mart seçimlerinin ülkemizdeki, kriminal raporuna göre, 5 ölü, 300 yaralı. Duam o ki, sayı bununla kalsın. Çünkü ölen ve yaralananların geride bıraktıklarının güdecekleri "düşmanlık" daha geride bekliyor. Allah korusun. 
Bu elim olayların sebebi, Anadolu'nun ücra köylerindeki muhtarlık seçimindeki kısır çekişmelerdir.  Kasaba ve şehirlerdeki durum da buralardan farklı değil. Köylerde 'illa benden olacak' duygu ve ihtirası ile, şehirlerde 'illa bizden, bizim partiden olacak' duygu ve ihtirası aynı. Tuttuğu adayın, geçmişte yaptığı hizmetin, yerine getirdiği görevin kalitesi umurunda değil adamın. Olacaksa illa kendinden birisi olacak. 


İnsan bunları gördükçe "biz halen bir klan, bir kabile toplumu muyuz?" demekten kendini alamıyor. 

Her seçimde tekrarlanan ve her seçimden sonra da üstüne basa basa pişmanlık duyulan bu davranışları neden tekrar ediyoruz? Hepimizin ağzından düşüremediği 'demokrasi' kavramını neden içselleştiremiyoruz? Neden demokrasinin gereğinin sadece sandığı kurup, ona doğru yürüyüp, içine bir zarfı atarak yerine getirildiğini sanıyoruz? Dünya basını ülkemizde yapılan seçimin şeffaflığından bahsediyor. Ama seçim sonrası gelişen olayların, halktaki demokrasi kültürünün  bu şeffaflığı gölgelediği de kimsenin gözünden kaçmıyor.


Açık söylemek gerekirse, dünyadan bal gibi haberimiz var. Demokrasinin de seçimin de nasıl olacağını bal gibi biliyoruz. Ancak içimizdeki egoizmin esaretinden kurtulamıyoruz. Demokratik kazanımlarımızın toplumun her kesimine eşit paylaşılmamasından doğan, hırçınlığımızı, ihtiraslarımızı, hasetlik duygularımızı bir kenara bırakamıyoruz. Hatalarımızı kabullenme erdemine sahip değiliz.

'Hatalarım vardı, topluma bunu affettiremedim, seçilemedim' diyerek kendimizi check etme akl-ı seliminden uzağız. 'Benden bu kadar, benden sonraki inşallah benden iyi çalışır, biz de takipçisi oluruz. Yapamazsa bir sonraki seçimde tekrar buluşuruz' diyemiyoruz. 
Seçmenimiz de futbol takımı tutma duygusuyla parti tutuyor. Öyle ki, meseleyi bir "dava" olarak görüyor. Kazancı "zafer" olarak nitelendiriyor. İşte bu duygu da kaybetmeyi asla kabullenemiyor.

 
"Zaferi kazanan" adayların seçim sonrası davranışları, görevi zaferle harmanlayıp akıl mayhoşluğuna kapılıyor olmaları, seçmenin fanatikliğine derece katıyor. Verilen demeçler, kapı sökmeler, sokak sokak gezmeler, halay çekmeler, havaya ateşler etmeler daha neler neler.. gerçekten demokrasiyi de bize benzettik.
Sanırım bütün bunlar bir sonraki seçimde olamayacak.

Eğer yapılırsa yeni reformlarla birlikte belediye başkanları halk tarafından seçilmeyecek, atanacaklar. Halk bir sonraki seçimde sadece belediye meclis üyelerini seçecekler. 
Her halde dünyada sadece bizde olan muhtarlık müessesesi de tıpkı batı ülkelerinde olduğu gibi, modern manada bir 'vatandaş takip sistemi' ile tarihe karışacaktır. Önümüzdeki yıllarda yönetim, bu ve benzeri idari reformları yapacak. Bu reformları yaparken, reformları hayata geçirecek olan vatandaşın da demokratik olgunluğunu ve reformlara entegresini sağlamak önceliği olacaktır. Bu önceliğe de, parti liderlerinin davranışlarındaki naiflik ve yasalara uyumlulukları, vatandaş nezdinde kabul görüp örnek olacaktır. 


Taşlarını yeni yeni yerlerine yerleştirmeye çalıştığımız, 'partili cumhurbaşkanlığı sistemi'nin, ileriki yıllardaki siyasi yapısında, seçmen listesinde çarşaf gibi parti adı da olmayacak. İki partili bir seçim günleri bizleri bekliyor. İşte o zaman ana partiler, marjinal partileri bünyesinde alma yarışına da girebilirler. Marjinallerin fikirleri de böylece, önce parti meclislerinde, sonra parlamentoda tartışılma imkanı bulur.
Seçim biteli üç gün oldu, halen büyük iki kentte itirazlar ve buna paralel oy sayımları devam ediyor. Şeffaflığı ile övündüğümüz seçimlerin kendi aramızda şaibeli hale gelmesine engel olamamışız. 
Peki neden?
Demokrasinin ana unsuru olan çoğulculuğa ve iradeye saygıyı görmemezlikten gelip, karşı fikirleri ve partileri yok sayma bencilliğimizdir birinci sebep. Yıllardır yitirdiğimiz karşılıklı saygı ve sevginin yokluğu da bunun tuzu biberidir. Yazımın başındaki verdiğim örnekte olduğu gibi,  vicdanın sesini dinleyip, başkasının tercihinin de en az kendi tercihimiz kadar kutsal olduğunu kabul etse idik, ne kaybedilen canlardan olur, ne de kavga ve dövüşle huzurumuzu kaçırırdık.


Şu anda ülke dört gözle YSK'dan gelecek nihai sonucun haberini bekliyor. Sandık başındaki bir kaç yüz kişinin bilerek veya bilmeyerek yaptığı hata, ülkemize çok değerli üç gün kaybettirdi. Daha kaç gün ziyan ederiz bilmiyorum. 
İnşallah bu sonuçların ardında, ülkemizde kaos ve kargaşa bekleyen baykuşların parmağı yoktur. 
N'olur artık demokrasiye ve cumhuriyete şans tanıyalım. 

"Her vicdan bir olsa, bağ duvarı neylerdi

 






FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNCEL Haberleri

YUKARI