Bugun...



İBRAHİM GÖVCECİK GEÇMİŞ NEDEN ÖZLENİR DİYEREK YAZDI
Tarih: 07-03-2019 10:51:54 Güncelleme: 07-03-2019 15:21:54 + -



facebook-paylas
Tarih: 07-03-2019 10:51

İBRAHİM GÖVCECİK GEÇMİŞ NEDEN ÖZLENİR DİYEREK YAZDI

 

Bu yazı İbrahim Gövcecik'in eskiye özlemi anlatan yazısıdır.

 

Geçmiş özlenir mi?

 

 

"Ne güzeldi o günler" diye kapatılır bazı sohbetler. Ya da sohbetin süresi ve konuları bu cümleyle uzatılır. Şöyle geriye yaslanır insanlar, başlarlar anlatmaya "eskiden gazocağı vardı, anam yarım saat pompalardı, on dakika yanardı.. " "yollarımız, sokaklarımız dize kadar çamur olurdu, ama dayımın ayakkabıları hiç çamura batmazdı; nasıl yürürdü ki" 
Bunlar hep eskiye özlemler. Kaynatılan bulgurdan, yapılan tarhanaya.. 
Elma hasadından, ineklerin sağımına kadar her şeye bir özlem duyuyoruz. Kimisi de buna 'nostalji' diyor, hiç gereği yokken kırk yıllık hasrete -hoş ben de özlem diyorum ya- illa bir ecnebice karıştırmalıyız: nostalji!


Peki neden eskiyi özlüyoruz, neden eskiyi arıyoruz?

Bizim özlem duymamıza sebep olan bizden önceki büyükler de, kendilerinden öncekilere hasret mi idiler? Şöyle hafızamı yokluyorum da, dedem de ebem de kendilerinden öncekilere hiç özlem duymazlardı. Bize, "evlat eskiden biz şu işi şöyle yapardık, aah, ah" dediklerini hiç duymadım.


Öyleyse bizdeki bu ah vah etmelerin sebebi ne ki?

 

Sosyal medyaya bakıyorum, kimisi yarısı yıkılmış bir kerpiç eve, kimisi iki kişi yan yana geçemeyeceği kadar dar bir sokağa, kimisi tandır ekmeğine, kimisi eski siyasilere, kimisi eski padişahlara, kimisi eski eylemcilere vs. özlem besteleri yapmaktalar adeta? 


Biraz önce "niye eskiye özlem duyuyoruz" diye sormama bakmayınız, ben özlem duymuyorum onlara! Ne gazocağına, ne kandile, ne çıraya, ne idareye, ne bulgur seramonisine ne de bir başka eskiye.. niye özlem duyayım ki? Ananızın yetmiş, seksen yaşında olduğunu, maazallah halen gazyağı, çıra, idare kullandığını düşününüz. Ve şimdiki ile bir kıyaslayınız. Dokunmatik ocağın kolaylığını mı tavsiye edersiniz, yarım saat hava pompalayıp basınç artırmayı mı? Kaloriferli, spot lambalı, dekore edilmiş evleri mi, kerpiç yapının akan damlarını mı tavsiye edersiniz kendinize veya büyüklerinize? "Aman, o günler geçsin de geri gelmesin. Allah gördüğümüz günden geri komasın bizleri." diyorum ben.


 "Eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı" sözü var ya, işte bu, tam da kerpiç damlara, gazocağına özlem duyanlara söylenmiş bir söz. Ama ben bu sözün, art niyet taşıyan uyduruk bir ata sözü olduğuna inananlardanım. Şimdi bana  "eee, bir karar ver artık" der gibisiniz değil mi? Evet haklısınız, ben de eskiye çok özlem duyarım. Müzikten, yemeğe, sohbetlerden, komşuluk ilişkilerine, mahalleli olmaktan, hemşehri olmaya, "değer" olarak bildiğimiz ne varsa onların eskisine özlem duyarım.


Bize küçükken okullarda "değerler eğitimi" diye bir ders de verilmedi. Ama biz değerlerin ne olduğunu, ebeveynlerimizden, mahallenin dağ gibi dik duran eşraflarına  bakarak  öğrendik. İşte onlara özlem duyarım.


Aslında insanların özlem duyduğu o objelerin altında, hepimizin ortak özlemi olan insan ilişkilerine olan açlığımızdır.


Yoksa hepimiz biliyoruz ki, nesnel olan her şeyin bir inkişafı vardır. Onların her daim yenilenmesi elzemdir. Hatta bazılarını ancak müzelerde görebileceğimiz kadar kaybederiz. Öyle de olması gerekli. Ama kaybedilen "insani değerler" olmamalı. O tür davranışlarımız kendini sürekli geliştirerek hayatımıza yön vermeli aslında. Günümüzde, hayatın her alanında kaybolan gazocağı gibi, kaybolan saygı ve sevginin acısı bizi eskiye rağbet ettiriyor.


Ne sokakta insan, ne okulda öğretmen ve öğrenci, ne evde aile bireyleri, ne iş yerindeki mesai arkadaşları, ne de eşler arasındaki muhabbetin paha biçilmezliği gerçek anlamda rahat değil. Yalanın, riyanın, hokkabazlığın, çıkarcılığın, hak tanımazlığın, sevgi ve saygısızlığın, kibirin, kısacası Allahı'ın bir kulunda görmek istemediği ne varsa onun varlığının, insanlar arasında kanıksanmış olması, bizleri eskinin eşyasına ve yaşam alanlarının ilkelliğine özlem duyuruyor.


Hele iki yılda bir sıraya giren seçimler sırasında, siyasilerin oy açlığı ve kural tamımamazlığı, insanımızın siyasilerden, bireysel beklentileri yüzünden koca koca adamların öfkesine, kinine, kibirine göz yummaları, hatta onları örnek almaları, bizlerin yüzünü eskiye daha fazla döndürüyor.


Onbeş yirmi yaşlarındaki bir genç ile konuşsanız onun da "eskiden her şey daha güzeldi" diye söze başladığını görüyorsunuz. Bu, son onbeş yirmi yıldır iyi gitmeyen, sağlıklı büyümeyen bir toplumsal yapımız var demektir. Geleceğe karşı aşırı bir kötümserlik insanımızı sarmış durumda demektir.


Halbuki işin çözümü çok kolay! İnsanın, geçmişin fiziki yapısına olan özleminin eksikliği müzelerde telafi edilmeli. Ama ruhen ve ahlaken kaybettiklerini tekrar elde etmesi için, sadece empati yapması yetiyor. Davranış ve sözlerimizde önce empati yapıp, üzerine de sevgi sosu dökersek ortaya tadına doyulmaz bir  insanlık öğünü çıkar. 
......
Geçmiş özlenir mi? 


Kaybolan, unutulan bir küçük merhaba, azıcık sevgi, bir lokmacık saygı olunca geçmiş elbette özlenir.






FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNCEL Haberleri

YUKARI